Thursday, April 30, 2009

:))

İnsanlar yiyor,içiyor bir de yoruluyorlar ya, nefis çalışıyor bazen çocuk aklı...düz mantıklarıyla, “olmaz” ‘ların hayatlarına henüz uğramamışlığıyla, “imkansız”, belki ancak şarkılarda duydukları bir sözden ibaretken, müthiş dünyalarının müthiş kahramanları onlar... :))



** “4 yaşındaki prensese tehlike atlatıldıktan sonra oyuncağın arkasından
çıkardığı minik pili niye yuttuğunu soruyoruz. "Çok yoruldum, beni
çalıştırsın diye yuttum." diyor.”

**alıntı

Monday, April 27, 2009

esta piti pitiiiii

Tabiatın özenerek yarattığı 6 yaşında harika çocuk:)




türk filmi demiş iken, yeşilçam gururla sunar bahanesiyle, 1950 - 1970 arası çekilmiş güzelim eski türk filmleri, D&R ve türevi mağazalarda 2.90 TL den geniş bir koleksiyon halinde satışa sunulmuş durumda...elalem eski klasiklere paha biçemesin, biz yok pahasına satışa çıkaralım...
şimdilik en azından edinebileceğimiz bir mecra yaratılmış olması sevindirici...fiyat politikasını halihazırda anlayamamış olsamda, kuvvetle muhtemel,satışların filmde emeği geçen hiçkimseye fayda sağlamayacak olması 2,90 gibi bir ciklet ederini rahatça açıklayabilir...
alın izleyin.

remembrance


Kalmadı başka silahım,

Tükendi nefsi müdafalar

Bütün emanet bahaneler bitti

Artık zamanı gerçekler oyalar...

Kolaçan bir Pazar sabahı,

Herşey geç kalmış hayatta...

Yoldaki her tümsek sanki bir nemrut dağı,

Ardını kovalayan tek şey zamanla;

asfaltın zift kokan taşları...

22 Nisan 09


*********


Bir kaç fotoğraf karesinde kaldı

Ben yine konuşuyorum

Duruldu sular, bahar kapıda, güneş tepelere yerleşti

Bu kaçıncı bahar arifesi, ben kaçıncı bahar temizliğindeyim?

Yıl yıl mı saysam, hatıralardan bir demet mi yapsam?

Ben hangi hayallerin yolcusuydum, hangi durakta indim de kalakaldım?

Neyi bekler vaziyetteyim, ya da kendimi bekler sanırken koşar adım ilerleyen zamanın esiri miyim?

Cevapsız sorularımla, düşünmediğimde devrana kapılmış saatlerimle, düşündüğümdeyse dönen dünyayı durdursam diye diye,

Ne buradayım, ne başka yerlerde…

Sanki küçük bir kar küresinde elimde küreğimle, başımdan büyük yüklerle baş ediyorum.

Sonra sanki kocaman bir alemde, kocaman ellerimle dünyayı değiştiriyorum.

Ne birilerinin kahramanıyım, ne de gitgide eriyen bir kar tanesiyim.

Bazen sızlayan bir vicdanım, bazen umarsız bir sesim.

Düşlerime hayran bir kısım, bazısıysa nefret eder gerçeğe uzak demlerden.

Ben bir ordayım bir başka yerlerde…

Ne göz ardı edebilirim meraklı gözleri, ne de cevap verebilirim ahiret suallere

Bir bilsem, bir karar verebilsem

Belki gerek kalmazdı tonlarca düşünceye

Senelerle kolaylaşır sandığım onca kerametsiz vesile, bilseydim daha da zor olacak, zamanında keser atardım bu damarları

Karşı dursan dert, durmasan içinde yara

Ya kendinden ödünler yolda, ya başkalarına öfkeler daim ola

Bu nasıl zalimlikmiş, ne burada varım, ne oralarda

17 nisan 09


**************


Aklımı bağladım

Kocaman bir direğe

Bekledim ki koşup kaçsın yırtsın iplerini diye

Ama durdu

Duraksadı

Kaldı öylece

Bilseydim boyun eğecektim her gelen devire

Bilseydim ki kabullenecektim her şeyi sessizce

Ya baştan siler atardım kendimi ya da baş koymazdım asi hallere

Kendime mi şaşırsam, yoksa kabullenişimi mi kabullensem

Hiçbirini yapamadım

Ben ne o olabildim ne bu

Belki sandığım kadar asi olamadığım gibi

Olamam o kadar başım önde

Dayanamam huzursuz telaşlara

Sonu gelmeyen ani kararlara

Kalbimi bağlasaydım da böyle durur muydu?

Sorgusuz kabullenir miydi her bir şeyi?

Sanki alın yazısıymış gibi

Sanki alın yazılarına inanırmış gibi

17 Nisan 09


**************


Narin yapraklardan taçlar var başında

Geceye aldanmamış, kenar sokaklarda

Kokun değdi tenime

Rüzgârın estiği her yol, her kımıldayan yaprak,

Sana doğru

Kalbindeki esaretimle zaman durdu

Saçlarının kıyılarına savruldum ben

Yüzünün her köşesini ezberledim

Dönüp dönüp bana baktığın her anı aklıma koydum

Tekrar tekrar izledim gidişini

Tekrar tekrar savrulup saçlarında, kayboldum

Kış tarifesinde gönlüm durgun

Gitgide uzaklaşan gözlerin yorgun

Yüreğime attığın her kelime bir kurşun

Ne ben seni aradım ne sen durdun

Kalbime koyduğun sevda bir vurgun

Ben her gittiğimde sen sustun

Ben her dönüp seni yine sevdiğimde sen yine sustun

4 Nisan 09


**********


Aşkının gemileri sularıma girdi

Çoktan kalbime oturdu

Kaçıncı yenilmem bu sana karşı

Kaç kere daha aldanır başa sararım bu sevda masalını

Kim bilir sen giderken dönen devranları

Ve hiç dönmeden duran dünyamı

Kimse bilmez sen geri geldiğinde

Döne döne başıma düşen yıldızları

Aklının bir köşesine yerleştim

Mutluyum, sen beni bir gün düşünürsün diye

Umutlar şüpheleri kovalıyor

Ne zaman yüreğin benim için çarpsa

Yüzüme bir gülümseme yerleşiyor

Sen beni kandırsan da

Kalbim sana kanmaktan vazgeçmiyor

4 Nisan 09

Tuesday, April 21, 2009

Jehan Barbur


bu nefis albümü edinin derim...


özellikle :

bir pencere pervazı
ardında bir kadın
geç kalmış hayatı bekler

söz vermiş saatler
buluşmaz hep erteler
umarsız bir öğle sonrası

şermin beklemekte, kim gelecekse
zor, kaybolmuş bir hayatsa bu akan
boş kalmış bir öykü, geç kalmış bir kadın
ürkek, aklı yüklü, kadınlığın daha dündü
belki zamansızlıktan ya da tek kalmışlıktan
öyle yabancılaşmış unutmuş yaşamayı

yola bakan yüzler, dumanı bol günler
geceleri bekler, söz olur azalır dertler
yola bakan yüzler, dumanı bol günler
geceleri bekler söz olur azalır dertler

bir pencere pervazı
ardında bir kadın
geç kalmış hayatı bekler

şermin beklemekte, kim gelcekse
zor, kaybolmuş bir hayatsa bu akan
boş kalmış öylü, geç kalmış bir kadın
ürkek, aklı yüklü, kadınlığın daha dündü
belki zamansızlıktan ya da tek kalmışlıktan
öyle yabancılaşmış unutmuş yaşamayı

yola bakan yüzler
dumanı bol günler
geceleri bekler
söz olur azalır dertler

burası, geç kalmış şermin'in yeri, geç kalmış şermin'in yeri...