Monday, October 27, 2008

yaş-lan-mış-lık-lar

Küf kokularının hüküm sürdüğü üç çekmeceli geniş cepheli dolabın önünde, iki topuklu ayakkabı bir tane de eşarp elimde, aynı soruları tekrar tekrar sorarken buluyorum kendimi. Adettendir eskileri yad etmek, geçmişi küstürmemek. Bütün bayram şekerleri de bunun için değil mi zaten? Anıları canlı tutmak için; tut ki hep paçanda olmadık hatıralarla sendeleyesin. Her sabah yatağından kuş gibi özgür, tüy kadar hafif kalkamıyorsan bu da adettendir. Mazi kalbimizde derin bir yaradır. Pansumanı zaman yapar. Yaraları tekrar eşeleyip deşen yine zamandır. Bütün bu sekteye uğramalar, duraksamalar ve yaralanmalar yüzünden çıkmıştır o çirkin "yaşanmışlıklar" kelimesi. Eğer "anı" yerine kullansalardı bu kelimeyi, her dizesi "yar" 'la biten sözde aşk şarkıları daha az meşhur olurdu belki...
Ağır esans kokusu, '78 civarı sıvanmış ve hiç değişmemiş duvar kağıtlarına sinmiş. Eskiden bu desenler sırasıyla kurbağa,tavşan,ateş ve sarı trendi benim için. Şimdi hiçbiri. Yapma çiçekler eflatun,sarı, mavi...
Neden pılı pırtı toplanıp da taşınılan evde bırakılır böyle şeyler? Antika dolabı, vazosu, yapma çiçekleri, iki tane bardak ve sürahi; sanki o şık yaşanmışlıkların parçaları değillerdi. Ya da öyle önemsizlerdi ki,yeni rolleri, yeni ev sahiplerinin hayatlarında belki bir tutam yer kaplayabilmekti. İkinci şanslarıydı o yaşam hücresine dahil olmak için veya gelecek için bile çoktan unutulmuşlardı.
Alasım gelmedi hiçbirini. Elimdeki iki ayakkabıyı da, eşarbı da antika dolabın çekmecelerine dip köşe ittim. Yerleri bundan sonra neresi olursa olsun, benim cici "yaşanmışlıklarıma" ucundan da olsa dahil olmuşlardı artık. Nasıl olsa biri daha sözde bir aşk şarkısı yapar, ben her o dize-sonu "yar" kelimesini duyduğumda önce sinirlenir, sonra bu üç beş eşyayı hatırlar gülümserim.

Thursday, October 16, 2008

an old dedication

I had plenty of time to cover up myself.

Cover over the years, over the deals, over the people.

I always have my own way around, for some reason I did not share it with everyone.

I had my things, what done is done.

I wish everything was more clear, easier and bright.

My sun, my opening for time is a defeating guide.

It leads me nowhere, grabs me as a whole, and breaks into millions of pieces in one shot.

Why do you listen to me?

Why do you care such lies?

Why do you stand near?

Were you meant to be here?

I had my things, what said is said.

Some did gone away, some stayed and cared.

Who did choose to be my pretty hand?

Who did ignore to be a tool of my head?

All resist, all accept.

All of me, surrounded by all of them.

My darkness, exclusive portraits of a common judge.

If you choose to fall, go 'till the bottom line.

If you will be standing near, don’t hide.

If you love me please don’t lie.

If you hate me please do no harm.

I was meant to be somewhere else, anywhere but here, anywhere more than misery fields.

I was used to be smiling for every sin.

Now I tremble and shake; now I chill...

Seriously why are you here?

Reading my purple tahomas, my commas, my dots, my big mistakes over little lives.

Why do you listen when no one else really seems to care?

I do have a hard time adapting new comings.

I seem to have not.

All the way here, I did OK.

I let myself manipulated.

If I did stop somewhere I should have known all the wrong way.

My path was clear, full of fake pebbles, artificial lovers.

My tears were real; my mind created them and spread 'em around in every little affair.

My sun was shining so bright, everyone who comes near went blind.

I was the fear; they were my soldiers who supposed to guard.

But they were not meant to be whom I shall trust.

They were wrong choices, fast decisions, altering creatures.

They did fool me, deceived me, harm me, hurt bad and left.

I was slow, easy, eager to live.

I was a cloud spreading joyful raindrops to make them believe.

Believe in everything is going just the way they supposed to be.

They dry my rain, they stepped on my life, and they killed my killing smiles.

Maybe I never had that tiny hands, big heart and glamorous eyes.

They fooled me, and I fooled myself.

I never meant to be.

Tuesday, October 07, 2008

çocuk

Yüreği kocaman çocuk,er meydanına savurmuşlar.
Bir gece vakti; vakur duruşlar, her biri birbirinden sinsi paylamalar, ortalarında bir küçük yüz.
Serzenişler,fısıltıdan boğuk gürültüye dönüşen yargısız infazlar, arasında dev gözbebekleri.
Peşi sıra endamı, hayalden büyük adımlarla getirmişler onu buraya,iki göz evinden, dizleri toz topraktan kanayana dek sürüklemişler.
Ne yürümesine,ne ölmesine izin vermişler.
Bıyık altı gülüşmelerle dikizliyorlar,karadul edalar...
Nazara gelen göz değmeleri, taşları çatlatan bakışlar, tavırlar, tek bir hedefte buluşuyorlar.
Bu gece bu çocuk kocaman kalbi, minicik elleri, kan ter içinde burada, bu kötü şafakta, tozdan bir meydanda, yapayalnız.
Etrafını saran herşey korkusuz ve acımasız.
Çocuk korumasız,korunmasız.
Bu gece civarlar kuru,kurak çalı çırpı sesleriyle dolu.
Herkes,herşey bu meydanda bu çocuk başında, bu gece ay bile bulutlardan uzak bir meşale gibi tepelerinde.
Cırcırböcekleri susmuş,
rüzgar susmuş,
köyler susmuş,
kasabalar susmuş,
arabalar susmuş,
motorsikletler susmuş,
bebekler susmuş,
dünya bu cocuğun önünde durmuş.

çocuk durduğu yerde, eğilmiş, sararmış, solmuş.

bazen bütün cevaplar elinde olsada yaşamak zormuş.