night
tüllü etekleri küçük kanatlarla takas edesi bir gece...
uçup gidesi, belki sonra geri dönesi bir gece...
yıldızlar bu gece biraz daha fazla yansın benim için, ne var...
basit cümlelerin,içten içe haykırası varken,yer yerinden oynar belki bu gece.
ama dağ taş değil, parmaklarım bile yerinden oynamaz.
keza bünye yorgun,kahvede viski var,thunder road fonda,portrede kaçışan harfler var.
pencereler ardı arkası açık.
ay dolsun,güneş azıcık emekli olsun bu gece benim için ne var...
"Hey what else can we do now
Except roll down the window
And let the wind blow back your hair
Well the night's busting open
These two lanes will take us anywhere"
gidesi var işte her hücrenin, çöreklenen her bir zırva kelimenin;
direnişin, kalmaya zorlayan bellek ebelemecelerinin.
lacivert yansıyan göklerin siyah olası varken,yer yerinden oynar belki bu gece.
ama karasinekler kadar seri olsada içten içe, safi sakinlikle izlerim sadece,kıpırdamaz ellerim.
keyifle devrilen cümlelerim...
sanki dönsündü bütün zaman geriye, alsındı bizi, götürsündü geçmişe...
ama değildi o kadar kolay kaçışlar,biletleri önceden kesilmiş yolculuklar.
değildi doğru herşeyi reddetmek,özgür olmak adı altında sahiplenmemek.
anlaşılırdı kolayca yolların kavisleri, ama görmek algılamak demek değildi.
hele ki algılamak tecrübeyle sabitken, hata yapmalar sonu gelmeyecek bir kitap gibiydi.
bazen öyle gelirdi, dönsündü atlı karınca,sanki bitmeyen yolunu sonlandırabilecek gibi.
aşktı meşkti, en önemlisi melankoliydi.
ama bağların çözülmesi gerekti.
daha, gerçeklerin soğukluğu gelecekti.
prensesler kırmızı elmalarla uyurken,prensler cadılarla dans edecekti.
masallar gerçek değildi.
periler bu dünyadan değildi.
küçük kanatlar tüllü etekler kadar gerçekti.
uçup gitmekse,gözlerini kapatmak kadar...


