Sunday, August 31, 2008

night

tüllü etekleri küçük kanatlarla takas edesi bir gece...
uçup gidesi, belki sonra geri dönesi bir gece...
yıldızlar bu gece biraz daha fazla yansın benim için, ne var...
basit cümlelerin,içten içe haykırası varken,yer yerinden oynar belki bu gece.
ama dağ taş değil, parmaklarım bile yerinden oynamaz.
keza bünye yorgun,kahvede viski var,thunder road fonda,portrede kaçışan harfler var.
pencereler ardı arkası açık.
ay dolsun,güneş azıcık emekli olsun bu gece benim için ne var...
"Hey what else can we do now
Except roll down the window
And let the wind blow back your hair

Well the night's busting open
These two lanes will take us anywhere"

gidesi var işte her hücrenin, çöreklenen her bir zırva kelimenin;
direnişin, kalmaya zorlayan bellek ebelemecelerinin.
lacivert yansıyan göklerin siyah olası varken,yer yerinden oynar belki bu gece.
ama karasinekler kadar seri olsada içten içe, safi sakinlikle izlerim sadece,kıpırdamaz ellerim.
keyifle devrilen cümlelerim...
sanki dönsündü bütün zaman geriye, alsındı bizi, götürsündü geçmişe...
ama değildi o kadar kolay kaçışlar,biletleri önceden kesilmiş yolculuklar.
değildi doğru herşeyi reddetmek,özgür olmak adı altında sahiplenmemek.
anlaşılırdı kolayca yolların kavisleri, ama görmek algılamak demek değildi.
hele ki algılamak tecrübeyle sabitken, hata yapmalar sonu gelmeyecek bir kitap gibiydi.
bazen öyle gelirdi, dönsündü atlı karınca,sanki bitmeyen yolunu sonlandırabilecek gibi.
aşktı meşkti, en önemlisi melankoliydi.
ama bağların çözülmesi gerekti.
daha, gerçeklerin soğukluğu gelecekti.
prensesler kırmızı elmalarla uyurken,prensler cadılarla dans edecekti.
masallar gerçek değildi.
periler bu dünyadan değildi.
küçük kanatlar tüllü etekler kadar gerçekti.
uçup gitmekse,gözlerini kapatmak kadar...

myname

"I guess you are kind of curious as to who I am,but I am one of those who do not have a regular name. My name depends on you. Just call me whatever is in your mind.
If you are thinking about something that happened a long time ago: somebody asked you a question and you did not know the answer.
That is my name.
Perhaps it was raining very hard.
That is my name.
Or, somebody wanted you to do something. You did it. Then they told you what you did was wrong - 'Sorry for the mistake' - and you had to do something else.
That is my name.
Perhaps it was a game that you played when you were a child or somthing that came idly into your mind when you were old and sitting in a chair near the window.
That is my name.
Or you walked someplace. There were flowers all around.
That is my name.
Perhaps you stared into a river.There was somebody near you who loved you. They were about to touch you. You could feel this before it happened.Then it happened.
That is my name.
Or you heard someone calling from a great distance.Their voice was almost an echo.
That is my name.
Perhaps you were lying in bed,almost ready to go to sleep, and you laughed at something, a joke unto yourself, a good way to end the day.
That is my name.
Or you were eating something good and for a second forgotwhat you were eating, but still went on, knowing it was good.
That is my name.
Perhaps it was around midnight and the fire tolled like a bell inside the stove.
That is my name.
Or you felt bad when she said that thing to you. She could have told it to someone else: somebody who was more familiar with her problems.
That is my name.
Perhaps the trout swam in the pool but the river was only eight inches wide and the moon shone on iDEATH and watermelon fields glowed out of proportion, dark and the moon seemed to rise from every plant.
That is my name.
And I wish Margaret would leave me alone."


-- ((fabulous quote)) R.Brautigan - in watermelon sugar:)

Friday, August 29, 2008

gaz.oz.



böyle insan beyni ne acayip gidip gelmelere zerk oluyor,şaşala bi durum. telefonda yemek siparişi verirken cacık ı gazoz okuyup, gazoz sipariş etmeye çalışmakta ısrarcı olmak akabinde, telefondaki nazik ama sabrı zorlanan beyfendinin yoğurt teklifini anında kabul ediyorum bittabi.
nedir yani o mu kazandı, hayır! ayrıca yogurt candır,kraldır.kafa içi mahsuben doluyken konuşmamak gerektiğini öğrenememişiliğim bıngıldak sahibi olduğum tarihlerden gelen bir eğreti olsa gerek. ama hala durumları pekgüzel zorlarım. yemek siparişi verirken yazdığım e-mail de ki tekrarlanan "gazoz" ' lar çekti ilgimi şimdi. hafif saykik ve supertişıiis bir insan olaydım, koli koli gazoz dizmiştim şimdi ofisin önüne. lakin "oynamadan kabullenilmiş yenilgi" (hükmen galipliğin tersine tekabülen) olmayı riske tercih etmiş bir bünye olarak bunu da pas geçeceğim, zira hiç uğraşamam.
daha nefis bir uğraş buldum kendime, pek şahane bir parca daha keşfettim. ki guseller guseli tortoise ile ondan aşşa kalmasın bir o kadar tadı oldumu yenmez bonnie prince billy toplaşımıyla vuku bulmuş leziz bir bruce springsteen cover ı olan thunder road.


The screen door slams
Mary's dress waves
Like a vision she dances across the porch
As the radio plays
Roy Orbison singing for the lonely
Hey that's me and I want you only
Don't turn me home again
I just can't face myself alone again
Don't run back inside
darling you know just what I'm here for
So you're scared and you're thinking
That maybe we ain't that young anymore
Show a little faith, there's magic in the night
You ain't a beauty, but hey you're alright
Oh and that's alright with me

You can hide 'neath your covers
And study your pain
Make crosses from your lovers
Throw roses in the rain
Waste your summer praying in vain
For a savior to rise from these streets
Well now I'm no hero
That's understood
All the redemption I can offer, girl
Is beneath this dirty hood
With a chance to make it good somehow
Hey what else can we do now
Except roll down the window
And let the wind blow back your hair
Well the night's busting open
These two lanes will take us anywhere
We got one last chance to make it real
To trade in these wings on some wheels
Climb in back
Heaven's waiting on down the tracks
Oh oh come take my hand
Riding out tonight to case the promised land
Oh oh Thunder Road, oh Thunder Road
oh Thunder Road
Lying out there like a killer in the sun
Hey I know it's late we can make it if we run
Oh Thunder Road, sit tight take hold
Thunder Road

Well I got this guitar
And I learned how to make it talk
And my car's out back
If you're ready to take that long walk
>From your front porch to my front seat
The door's open but the ride it ain't free
And I know you're lonely
For words that I ain't spoken
But tonight we'll be free
All the promises'll be broken
There were ghosts in the eyes
Of all the boys you sent away
They haunt this dusty beach road
In the skeleton frames of burned out Chevrolets

They scream your name at night in the street
Your graduation gown lies in rags at their feet
And in the lonely cool before dawn
You hear their engines roaring on
But when you get to the porch they're gone
On the wind, so Mary climb in
It's a town full of losers
And I'm pulling out of here to win.




Wednesday, August 27, 2008

pony

--how can i be told today?
how can it be more explainable
or
unexplainably beautiful...
love tindersticks...


((When the Sun Dont Shine ...I smile Yes...))

öğretilerin boşaldığı zaman , daha ileriyi göremiyorum… güvendigin biri yan yattığında,duvarların yıkılıyor... ve
aslinda yokmus diyorsun...


“last chance, make it through the divide
last chance, suffer the weight or get buried by this...”

10 saat işbaşı sonu vesairesi, corona bile çalabilir yeter ki calexico olsun..

Bazen deliresi geliyor insanın vesaireleriyle beraber gidip gömülesi,sıcacık yatağına duruma göre buz gibi yatağına, ya da en azından bugün yarım – güneşli havada şöyle bir deniz havası nazarında çay içesi.

mini mini birler
caliskan ikiler....
.......


---* emi'ler, dilekolay'lar, kac yıl gecti ah'lar..
tek rakibim thy olsun gerisi bo$'lar...
bilir misiniz aslinda her döndüğünüz viraj, atlatılmış bir tehlikeden çok, başlattığınız yeni bir tehlike sürecidir…
ve pancarlar cok tehlikeli sebzelerdir...

a$k nedir be allahsizlar diyen cikletlerden ; “büyümek nedir?, hayat nereye gidiyor?, ba$arinin yollari?” gibi insan evladina faideli mesajlar çıksın kampanyaları başlatmak gerek.
ama haklılar dimi a$k da ne ki??...
ben de sakızlara destek mahiyetinde $u a$$ağıda konu$ladığım sevgili $iiri yazdim..
"hayat nedir?","mutluluk nasıl elde edilir", "doyumsuzluk ve memnuniyetsizlik", "18-30 ya$ arasi depresyon tedavileri" ba$lıklı cikletlerim çok yakında bütün müzik marketlerde...
operim
evet evet hepinizi operim!

"devrildi selvim
al yazmasi guzelimin
kendini sanar mi bi daha turkan soray
arar mi kadiri; inanir mi ona?
yapar o safim benim yapar
kalbi kirilmadikca tamiri manasiz kilar
hem bilir mutsuz olmadikca mutluluk aranmaz ki!
onun da yirtildi yazmasi , devrildi selvisi"

$iirim tum ciklet camiasina armagan olsun!


movies to catch...& re-watch:

# my blueberry nights just for the first 10 minutes and the last 3 minutes.

#punch-drunk love for life-re-construction possibilities

--------
* & maybe for some splendid moments and more stereo.

Friday, August 22, 2008

cut-let

..with little steps first
,
then a long run...
,
and then stop. everytime.

Thursday, August 21, 2008

d-icecream

No beauty yet get lost.
Rescue is static.
Rescue is always there.
Scent of release.
you should know the temptation of freedom.
Along comes responsibilities.
Can we provide?
Something real like the air.
Breathe in & breathe out.

Pek fazla etkileyici gelmiyor şimdi.oysa aklımda kırmızı kelebek & kırık oyuncaktan fazlası vardı.hepsi yanlış şarkılar dinlemekten belki ve tuhaf birşekilde ters duran kartpostallar yüzünden.

mavi saçlı kayıp bir karakter var,duvara "life sucks and then you die" yazmış. yanında
aralık 2007 tarihli NYU başvuruları, önünde
trafik cezası,
milka tasmalı köpek &
pembe "beni unutma" not kağıtları,
tatillik diş fırçaları,
3 ay öncesinde kalmış masa takvimi,
üstüste dizilimiş hoparlörler,
atılmayı bekleyen fişler,biletler,kurdeleler,
deli saçması kalemler,
pembe disko topu,
canon a1,
fi tarihinden MD,
çok sıcak,
panjurla cam arasına sıkışmış zavallı kelebek,
sally's song,
içi hazine dolu metal kutular,
1 51,
araf,
elbise kuşakları,
ucu kırık tokalar,
ayranlı toshiba,
müzik kutusu,
shubuolar,
cam silic cartman,
usb'ler,
ederlezi,
beyaz şarap,
dr.martens kutuları,
turuncu mumlar,
barunson,
kaplumbağa orkestrası,
dilek mumları,
makas,
kitap ayraçları,
20.12.81 hürriyeti,
sayısız defter,
yeşil şapkalar,
avşa bibloları,
bozcaada mıknatısları,
palyaço,
kuklalar,
kırmızı aplik,
bordo gece lambası,
etnik çerceveler,
lullaby,
rimel,
jeux d'enfants,
banyo köpükleri,
"dedem ve ben",
papatyalar,
deniz yıldızı,
kuru kestaneler,
kına,
to love somebody,
pembe fil,
kuzular,
panda,
horses,
peace and noise,
london' burning,
ufak yılbaşı ağacı,
isme bourbon,
Ferh-
antoloji,
fotoğraflar,
penguin dic.,
yanık mikrofon,
ıslak havlu,
al yazma,
sucre ilaç kutuları,
misread,
ülkelerarası telefon numaraları,
klinik laboratuvar sonuçları,
mavi bardak,
kırmızı püskül,
deniz atları,
don't go,
saç bantları,
ıslak mendiller,
bardak altlığı,
yastıklar,
annie-dog,
perişey,
gıpta,
kum saati,
çıtçıt,
ataç,
painbirds,
çengelli iğne,
ve
bütün bunlar 3 metrekarelik bir masada önümde olduğundan ben,
aklımda daha fazlası varken halbuki; yalnızca bunlar ve bunlarınn varlıkları kadarım.

movies to catch...& re-watch:

#war inc. for fun.

#big fish for re-everything.

--------
* & a sad one... sigurros

Wednesday, August 20, 2008

lolipop

—Öyle, canım yürümek istedi

—Peki nereye kadar yürüyecektin?

—Artık canım istemeyinceye kadar.

(((her şeyi bilen ordu))ironix

-(Anlamsız takiplerle çözülebilecek bir karmaşık kriz halinden çok daha vahim bağlar atıldı.

Beni artık dürtmezseniz sevinirim.)


...by the time I was explaining all the current changes to d. ; I happen to be a great disappointment on him I guess. and I was already a disappointment to myself anyways. so I kinda ignored the goofy eyes, hesitations for former so-called-pushy advises, and continued on the stuffed oil and cucumbers. despite feeling the tension in the air, I kinda wait for a while with believing the kitchen mood's soul-healing effect. after a few nonsense babbling, (finally when he had the guts) he asked what is different now.what difference does it make?
there was a whole (and a hole in) "me" lying on the table waiting for the next operation. now I was conducting my thriller.and there were brand new pages yet to come. Iam not so sure if he gets it. "changes" always require a different mindset nearby.

"Funny thing about change...it's kinda like pullin' off a bandage.Hurts like hell when you do it,
but you always feel better after." justaddwater.


movies to catch...& re-watch:

# king of comedy for hilarious time with brilliant stephen chow.

# mysterious skin for any "disturbing privacy"

--------
* & a beautiful community www.tiptak.com

Thursday, August 14, 2008

peritozu

"But no one´s gonna come
tell you how it´s done
tell you how it feels
`till you come down
It doesn´t work by itself
How come? "
-sondre lerche

yılbaşı ruhu/iskelet mahiyetinde/dolgunluk oranı "eksi çok".



yılbaşı ruhu/özlenen tatlar/dolgunluk oranı "çok fena çok".
aralık gelsin.

*recmnd -tom waits - all the world is green

ı-ıh

ah sen...ne garipliklere gıyab olup gittin. kimbilir ne kadar değiştin. aslı astarı karardı bu mintanın. artık eskisi gibi çabuk unutamıyor lekelerini.bakmadan duramıyor,görmeden yapamıyor.
ah ya...nasıl da kaçmış ipin ucu, ne ara bu kadar kapanmaya meyilli oldu haleti ruhiye düğmeleri.
anımsamak mümkün değil sanki.
"oysa , oysa çok uzak gibi de gelmiyor kurşun geçirmez ruh hırkalarını giyeli?..."
yok işte.
tuhaf.böyle hissetmek çok tuhaf.

Wednesday, August 13, 2008

"-tan/ten,-dan/den" nefret ediyor .

--------...dediki "Ağdalı cümlelerle boyamaya gerek yok."
-Muzdariplik mertebesi, gayrı resmi dokümantasyona tabii.
"Gerek yok."----------

****

-"hatırlıyorum bu filmi seyrettiğimi, hemde birden fazla.ama seninle de seyretmek isterim" ,dedi.
-hani...
"uyuyamıyorum...
elimi tutuyor, uykuya dalıyorum."
-"bu değil miydi?"

ellerini ovuşturmaktan,
ve nereye koyacağını bilememekten,
terlemekten,
gözlerini alamazken bakmamaya çalışmaktan,
dizi dizine değdi diye fiziksel acılar duymaktan,
o'nun rahatlığından kötü kuruntular yaratıp bir yandan azbirazını ödünç almayı ummaktan,
aklında kurulu onca,virgülü, noktası yerinde etkileyeci cümlenin nasıl devrildiği merak etmekten,
sessizlikle,sessizliğe anlam yüklenirse olabileceklerden korkan harfler arasında gidip gelmekten,
nefes aldıkça gırtlağını zorlayan düğümden,
daha derin nefes aldıkça,arşa değen göğüs kafesinin o'nun görüş alanına girebilme olasılığından, şansı şahsın yarattığını iddia eden yazılara duyduğu nefretten,
kendini mütemadiyen şanssız hissetmekten,
o gözünü her kırptığında,kalbinin artık atmaktan vazgeçeceğini düşünmekten,
o'nun güzelliğine dayanamayacağı gerçeğinden,
hayallerinin boyunu aşıp, yanına gelip oturmasına inanamamaktan,
mutlu hissetmekten korkmaktan,
bir sonraki adımların yazılı olduğu akıl tahtasını yağmurda bırakmış olmaktan,
sadece o'un adının kazılı olduğu yerlere şemsiye tutmuş olmaktan,
bir türlü konuşamamaktan,
oturduğu yerden geri dönüp bakmasın diye dua etmekten,
sonsuza kadar sırtına dökülen saçlarını izlemekle yetinme isteğinden,
korkaklıktan,
kelebek yuvası mide kramplarından
o'ndan
o'na duyduğu fena aşktan
......

-"işte burası, filmin en güzel yeri..hani ......"

yutkunmaktan,
yutkunmaktan,
yutkunmaktan,

.......


Tuesday, August 12, 2008

saptı ne 2

Saptı mantalitesi.

Saptılardan saptı begendigimiz su gunlerde en cok kafa kurcalayan konu her zaman oldugu gibi insan iliksileri olmustur. Zira hayvanlarda bir o kadar önem taşımakla beraber onlarla dil’den birhaberken bile ilişki kurmanın daha kolay olduğu üzüntüyle aşikardır. Büyüdükçe daha meşakkatli bir hal alan ilişki yomakları gün geçmesinki zıvanadan çıkmasınlar. Aynı ivmeyle anlaşılmaz hale gelen neden-sonuç ilişkileri ise insan ilişiği kadar içinden çıkılmaz bir yumak haline gelmişken biz herşeyi pek bilip aynı anda “hiçbirfikrimyok” göz salatasına sahip bir biçimde “konuşa konuşa” anlaşmayı deneriz. Vazegeçmeyiz, zira inancın önünde hiçbirşey duramaz. Duramaz da neden beceremeyiz…

Süregelen kadın-erkek farklılıklarından dem vurup kervanı yokuşa süren o kadar çok alıntı varken, barışçıl balıkçıl bir çevrede “eşitimsi yaşamak” tandansları pek de mümkün gözükmüyor. Zaten aklıselim hiç kimse %100 eşitliğe inanmıyor. Zaten biz de inanmıyoruz. Yine de anlaşmanın hatta önce anlamanın bir yolu olmalı diye bu kadar kafa yoruyoruz.

Sonra aynı şekilde anlatmanın da benzer bir yolu olsa gerek.

Akabinde kendiliğinden bir anlaşma doğar, bizde paktımızı kutlar mutlu mesut yaşarız ama bir örneğini göremedik ki henüz. Farklı olmaktan hoşnut aslında bir çoğunluk. Kendi gibi nazlanan veya kapris yapan bir erkeğin gerdiği kol kanatlamı mutlu olcak misal bacımız. Yoksa kendi işten eve geldiğinde elinde ütü belini tutan kocasımı mutlu etcek onu…yoo.

Her ne kadar özgürlüğe gayet düşkün, açık fikirli, her şeyi kabullenebilecek beyinlerimizle şahane yaşasak da, bu tip örneklere neden olmasın diyecek olsak da, içten içe çok büyüüük bir çoğunluğun, ne tarz ne cins ne kıvamda olursa olsun bunları istemeyeceğini çook iyi biliyoruz. Bildiğimizden kıkırdıyoruz. Biliyoruz pek de bir şey değişmeyecek. Asırları devirmiş dünyanın daha devirecek neyi olursa olsun, bazı şeyler aynı kalmaya mahkûm olacak tarihin tekerrürü yarım kalmasın diye. Canım dünya dönsün dursun biz de debelenmeye devam edelim şu caiz bu değil diye.

Bünyenin buhafta reddedemedikleri vol.1:

- King (özellikle rifi)

- Deniz kenarı evler, topu, hepisi, pepisi

- Kadınların kadın muhabbetleri

- Buzlu beyaz şarap

- Sabahları güneşle beraber uyanmak

- Eski fotograflar

- Kings of Convenience

- Kumburgaz

- Seyran mamülleri

- Başka dünyaya göçen yavru köpek:(

- Kafi uyku

harikulade

for a great deal
revolving...
anti - esteem (do we have a word for that one?)

karar verdik ki cok fena özlüyoruz. şöyle anlatıyor b. misal, "gülmelerimizi, hiç susmamalarımızı,sürekli gülmemizi..."
çok da kalabalıktık bazen, bazen tuhaf bişekilde azdık, ama hep aynıydık gibi...
daha gider bu böyle...
nostalji, tütüler, küpürler,siyah-beyaz-sarı bileşkesinde dinlenceler,vesaire'ler bile ...
maymun iştahı memnuniyetsizlik kademesinde bir yaşam biçimi haline getirmiş biz sevgili daral jenerasyon için küçük, eğer harikulade ömrümüz yeterse 30 sene sonra olacağımız, sitemkar-serzeniş -hayıf manyağı nineler/dedeler için çoook büyük adımlardı onlar.
sonunda hep biten günü özleyerek,bugünü çöpe atıp, yarını düşünmeme çabalarıyla aslında ilerlediğini sanan bir trende rayların başını sonuna bitiştirmiş, dönüyoruz.
başımız da dönüyor ama keyiften.zira ne kadar boktan da olsa farkedip önce alındığımız,kızdığımız sonra da kanıksadığımız huylarımız,yaşam biçimimiz, hayatımız; eskiden tek tüke kalan süper insanlar ve süper malzemeler var ve şayet olmasalardı, o zaman solo-mono-kısır döngünün dibine vururduk.


bunch of quotes: s.h.t.y.m. - funnny faq:


"-What's in your Ipod at the moment?

-A bunch of pretentious indie rock bands.

-How'd they get in there?

-We squashed them.

-Do you want to get together and jam sometime?

-Not if you were the last person on Earth. Unless you were Black Francis or Paul McCartney."

Friday, August 08, 2008

we sure are cute for two ugly people!

a pretty much good teller- - - -

you're a part time lover
and a full time friend
the monkey on your back is the lastest trend
i don't see what anyone can see in anyone else but you

i kiss you on the brain
in the shadow of the train
i kiss you all starry-eyed
my body swings from side to side
i don't see what anyone can see in anyone else but you

here is the church and here is the steepl
we sure are cute for two ugly people
i don't see what anyone can see in anyone else but you

pebbles forgive me
the trees forgive me
so why can't you forgive me?
i don't see what anyone can see in anyone else but you

i will find my niche in your car
with my mp3, dvd, rumble-pack, guitar
i don't see what anyone can see in anyone else but you

do do do-do do do-do do do do

up up down down right left right left b a start
just because we use cheats doesn't mean we're not smart
i don't see what anyone can see in anyone else but you

you are always trying to keep it real
i'm in love with how you feel
i don't see what anyone can see in anyone else but you

we both have shiny, happy, fits of rage:
you want more fans,
i want more stage.
i don't see what anyone can see in anyone else but you

don quixote was a steel-driving man,
my name is adam
i'm your biggest fan
i don't see what anyone can see in anyone else but you

you squinched up your face and did a little dance
shook a little turd out of the bottom of you pants
i don't see what anyone can see in anyone else but you

do do do-do do do-do do do do

but you...

Thursday, August 07, 2008

back-up

Finally I feel saved and relaxed.

Im a carrot juice with most undefined details.

Im the regardless ethnic melodies spreading over the mourning leaves.

Im the trees swallowing red lights and Im the pain of music in the most joyful lyrics.

Im the reflecting mirrors behind the wooden candles.

Im the feeling of the sky explosions.

Im the fireworks tonight , beneath crying walls and love-making rooms.

My will is fine

Acceptance settles in most accurantly tonight.

Future-fears disappear one by one.

Brand new day cant hardly wait to rise.

Touchy actions, sad scenes, wandering stars and all the windy miseries’ve flown away.