Monday, November 24, 2008

baş-lık

Hayatımı sayfa sayfa çar çur edesim gelir bazen...
Bazen de kağıtlarıma parfüm sıkıp duvarlara asasım..
Misal bazı, kitap gibi olayım isterim ...
Ama bazen de dağılırım her bir köşeye ki kimse beni çözemesin..
Bazen ben bile istemem dün , öbür gün ne yapmış olduğumu bilmeyi..
Hatırlamanın alemi olmayan şeyleri silgiyle silesim, defter defter yakasım gelir..
Bazılarını ise tekrar tekrar okuyasım..

* * *

Ne ara modaydı bu püsküller, pek şirinler..
renkli gözlükler, tasasız poz vemeler, içten gülüşler...
ne kadar tersine döndü dünyalar, olsunlar,patavatsızlar...ne ara giyindik kuşandık, böyle sırıttık, mutlu mutlu dolaştık...
bi ara modaydı da bu püskül püskül elbiseler, ne kadar şirinler:)


* * *


Kanını çeker duyduğun bu sesler
Karşında herşey…koş ama ne kadar zor
Zor hayalden gerçeğe yolculuk
Dur ki hayat durulsun
Uykudan yaptığın korkuluk
Uyandığında gitmiş olsun.
Canını yakar gördüğün bu şeyler
Yaninda herşey... kaç ama ne kadar zor
Zor hayalden gerçeğe yolculuk
Dur ki yollarin kurulsun
Yürürken biriktirdiğin boşluk
Ardında kalmış olsun.

Monday, November 17, 2008

k.g.z.



böyledir işte kumburgazın gün batımları...kasımda bile...hala sıcaktır güneşin göz kırpıntıları...
kumsalına oturup, şırıl şırıl dalga sesleriyle ... dingin denize ithafen... göz ayırmadan izletir kendini.

*
*

bir de yağmuru nefistir, hiç bir toprak o kadar güzel kokamaz... yağmurla beraber dingin denizi coşar, ağaçları danseder gibi savrulur...eğilirler selam verir gibi denizine, kumsalına, az önce dimdik baktıkları günbatımına...




sonra herbişey diner tekrar... başa sarar kasetler... gökkuşakları sarar belini kumsalın, üstüne dalgalar...
hep bir öncekini önüne katarak ilerler zaman.


Thursday, November 13, 2008

bran da

Dinletilerden sonra yukarıdan aşağıya düşen kelimeler bunlar…

Oysa sadece küçük bir parçasıyız karmaşanın, ne azı ne fazlası...

Teflon bu kalpler, kırgın bir akşamüstü, $afak vaktini bekleyen gözya$ları..

ne zaman güneş denizin üzerine peydahlansa...

yalnizlik … diz boyu


“There's no point to any of this. It's all just a... a random lottery of meaningless tragedy and a series of near escapes. So I take pleasure in the details. You know... a quarter-pounder with cheese, those are good, the sky about ten minutes before it starts to rain, the moment where your laughter becomes a cackle... and I sit back and I smoke my Camel Straights and I ride my own melt.”


Pretty snakes and I’m pretty alone for a distant coffeetimeblues or coffeemygrieftimes... little one, big one, no one !

“The lord never did buy Janis a Mercedes-Benz. She had to find her own car and in typical fashion, it was an eye-popping, traffic-stopping hippiemobile, the 1965 porsche cabriolaet super c.”

Wednesday, November 12, 2008

tas-lak

tıkandım. bazen'lerin eşelediği acaba'lara kaydım yine.boşveriyorum şimdilik.

.
.
.
.
.
.

Cok uzun günlerin, gecelerin, kapısız perdesiz duvarların, sevimsiz yansıyan araba farlarının,aynı biçimde kayarak kaybolan aydınlık çizgilerin,ışık hüzmelerinin, yastıkaltı gürültü kaçamaklarının,yorganaltı "ayıp"ların,balkoniçi kocaman kuşlarla oturmaların ve bir yaklaşık kaçışmaların da üzerinden çok uzun zaman geçti. Çok uzun girişler daha bile uzun olabilirdi. Netliğe hazine gözüyle bakıyorken belirsizlikleri nasıl itham edebilirim.
Her bir-imiz,tekiliz.şahısız. Kandırmanın tadına varmış varlıklarız.
Oluşum diplerinde kaybolsak da yüzey-sel'lerde boğulsak da varlığımız varlığımıza armağan.
Ne hislerin kontrol paneli ne de hayatın denetim masası mevcut olmadığından, yine biz bizeyiz.
Dayanmak zorunda hissettiğimiz sırtlar, altına giresimiz gelen kollar kanatlar, ağlamanın kolaylaştığı omuzlar olduğu halde yalnızlık perçincisiyiz.
Acı çekmenin bahşedilmiş bir lutuf olduğuna inanmayı seçmişiz.
Mutluluk,eşyanın tabiatına ters diye masallar uydurup gülümsemeyi es geçmişiz.

- Alıntılarım,alınganlıklarımdan sonra başlıyor. İnan bana bazı şeyleri unutmak çok zor.pişman olmaksa çok kolay.

Monday, November 03, 2008

keşk e.

sevemiyorum...önce kendimi,sonra herkesi.ve herkes beni sevsin isterken ve biri de bana çok, hiç olmadığı kadar çok aşık olsun isterken,ben çok sevgisiz hissediyorum. sebep bulmakta istemiyorum yalnızlığıma, bu yazdıklarım çok güzel sebep oluşturduğu için yazmak da istemiyorum. ben ki aşkta aldatıldım ve sonra aldattım. hiç kabul etmek istemediğim gerçeklerimden yalnızca biri. ve beni alıştığım güçsüz görüntümden uzaklaştırıyor diye en çok inkar ettiğim gerçeklerim... kendimi kabul etmeliyim belki önce. birşeyler istemeden önce, ne verdiğime ve insanlardan ne aldığıma bakmalıyım belkide. pek öncelik sonralık durumu yok artık. zaman uçtu gitti. turuncu ojeler eskide kaldı. hayallerin son kullanma tarihleri çoktan geçti. cazibe hanımın gündüz düşlerine döneceksin diyorum kendi kendime. bu aralar en çok tekrarladığım cümle.ne fena ne feci.
sevemiyorum kendimi de ,sevemiyorum işte. eskiden kalanları kullanıyorum hala. eskisi gibi olmak istediğim için. arada geçen zamanı nasıl yok sayabiliriz.hep beraber unutabilir miyiz? geriye dönmeden eskisi gibi davranabilir miyiz? iyi sayılabilecek anlarıda yok etmeye hazırım,yeter ki biraz rahat, eskisi gibi biraz daha heyecanlı hissedebileyim. kronik yorgunluk, stres ülseri, beyin yorgunluğu, aşırı uyku gibi terimlerin sadece gazete eklerinin hiç okumadığım sağlık sayfalarında olduğu günlere, radyoda duyduğum şarkıları kasetlere kaydettiğim, telefon sesleriyle bağlandığım internet sayfalarında, sadece yahoo arama yaparken;arama motoru bazında, şarkı sözlerini merakla aradığım zamanlara, virajsız yollardan kendimi anlatabildiğim, düşünmeden konuşmanın şimdiki gibi derin yaralar açmadığı güzel anlara dönebilmek için ya da kendi dünyamda hepsini yeniden yaratabilmek için verebileceklerimin azımsanamayacak çokluğu da zerre işe yaramıyor.ne zaman, nasıl buralara geldik, biri anlatsa keşke. böyle gün gün, saat saat açıklasa bana olduğum kişiyi,o biri. cevapları cebinde süprizler yapsa bana. kese kese mutluluk dağıtsa. beyin yorgunluklarımın yerine bedenimi sarssa...sarsa sonra sevdiğim insanlarla,sevdiğim melikeyle beni. sonra hiç bırakmasa...tutsa hep,bırakmasa. bende "şık latife, dayanamaz yalnızlığa, hemen uyur hemen uyur" derken kendimi değil sadece latife'yi düşünsem, canım hiç yanmasa. bir birayla sarhoş olsam da dalga geçseler yine benle, gerisine ihtiyacım olmasa."efkarlandık da içiyoruz" toplaşmaları yine kahkahalarla son bulsa.kırmızı şaraplarımız "efes güneşi" olsa yine 3 milyona şişeden birbirimizi görsek.geceyarısı balkabağı olsam da tatlar damağımdan hiç gitmese,bir sonrakileri deli gibi beklesem, en fazla düşündüğüm "yarın" olsa, "yarından sonraki gün" değil.
keşkelerim bitse artık, büyümek acıtmasa,ayırmasa. her siyahın bir beyazı olsa gerçekten; gecelerin gündüzü gibi. yüzümüzü dökmesek en az bir kaç defa her hafta.keşkelerim bitse artık keşke....
geçtiğim her kapı, her yol daha dar; önüm hep daha bulanık artık sanki. sığamıyorum kocaman yerlere, ve kayboluyorum minicik evlerde. iştahlar çok daha maymun, hevesler çok daha geçici, sevdalarsa çok daha yalan artık. ne güzel herşeyin anlamı yoktu eskiden, arayanı da yoktu. korkusuz, arsız,sancısız, feci ateşliydi yarınları bugünlerin. sonra eskidi bütün yarınlar. "gelecek" oldular önce, sonra hemen "geçmiş". sızıp gittiler daralan kapıların altından. ışıkları söndü kocaman sokakların, pabuçlar büyüdü, biz büyüdük, ben büyüdüm. koptuk, koparıldık. başka başka yollara saptık. sonra bir daha hiç buluşamadık. aynı sonlara varamadık. beraber başlangıçlar yapamadık. düşler masalarda kaldı. boş bardaklarla yıkandı. sözlerimiz hep mi yalandı?...hep yalandı.
pişmanlıklarım bitse keşke. "keşke"'lerimle beraber yokolsa gitse. "anlatılmaz yaşanır" anları vardı bu hayatların, onlar bir geri gelse, bir gelse...
camların dışında koşuşturan onlarca insan uzakta ve kendi halindeydi eskiden, şimdi içimde paramparça bir sürü insan, acılarımız,anılarımız sürtünürken birbirine, hep beraber çok yalnızız. hep birlikteyiz ama çok ayrıyız. mesafelerce hüzün yaymışız. çemberlerimizin içinde miyiz, dışında mıyız? yere düşenleri kaldırdık, kalplerini sırtımızda taşıdık. hepimiz birbirimizin dayanağıydık. dayandık. herşeye dayanabiliriz sandık. ne zaman bu kadar geç kaldık? yaşamaya geç kaldık. mutluluklara yetişemedik, kendi kendimizi kaçırdık. sonuçları bedelleri oldu hareketlerin. alışılmışın dışına çıktıkça herşey, başlar duman, acı baki oldu. hayatın façaları varmış, geldi şimdiden yüzümüze oturdu. dahası var, geleceği, göreceği var bu yüzlerin. umudu var herkesin, var değil mi? dahası nereye,nerelere sürükleyecek bilen var mı, yok değil mi?