I know dım dım....

İçinde dolaşan küçük balıkların var biliyorum, ara sıra ısırıyorlar biliyorum.
Uzun kollu giydiğinde, bileğinden içeri kaşan suya sinir oluyorsun, farkındayım.
Unutuyorsun çoğu şeyi sıklıkla, herşeyi hatırlamaktan yoruluyorsun biliyorum.
Nadiren kabuslarında kocaman kuşlardan kaçıyorsun.
Özgürlükle bağdaştırıp üzülüyorsun,biliyorum.
İyilik, güzellik kadar göreceli diyorsun artık.
Artık daha çok şey biliyorsun, biliyorum.
Açıldıkça sığlaşan bir denizde yüzmeye çalışıyorsun.
Aklına umutsuzluk geliyor, biliyorum.
Haketmek farkındalıkla bağdaşmıyor.
Kendi kendine şanslar yaratmak ne demek bilmiyorsun.
Neyi,niye özlediğini, aradığını çözemiyorsun.
İçinde çürüyen bir ağaç var biliyorum, dallarıyla boğuluyorsun.
Çok az ağlıyorsun artık, farkındayım.
Uçan halını kaybettin, biliyorum.
Emeklemeden koşmaya çalışıyorsun.
Her düştüğünde daha çok üzülüyorsun.
Üzüldüğünü saklıyorsun.
Üzüldüğünü, biliyorum...
Az önce, az uzaktaydı sanki ve şimdi kimse yok. Ocak gelmiş bile. Sanki bir süre uyumuşum gibi. Yolların ayrıldığı yerler masumiyetlerini kaybetmişler gibi. Güvende hissetmenin yarattığı uyuşukça sırıtma vaziyetleri gibi. Hep birini özleyip ona ulaşamamak, seni özlediğini iddia edenleri umursamamak gibi. Artık tek kelime yazamamak gibi.
Sarı ampüllerin alt metni mutluluk. Aralık, ay değil kocaman bir mevsim olmalıydı. Bir mevsim boyunca güvenli bir evde olmak gibi. Bazen ışıl ışıl sokaklar, insanları mışıl mışıl uyutur.
Atkı düşkünü, eldiven-sever, arabalara kontak sonrası motor ısıttır (ya da ısıttırırdı?), az konuşur, özüne sadıktır. beklenmedik süprizler yapmaz, bu yüzden güvenlidir. durgun gözükür, bir o kadar yırtıktır. sevgi doludur, çünkü ısınmaya muhtaçtır. şarkılar söyletir. hediyeler aldırır. sevimlidir,seksi değil. hormonal öpüşmelerdense, içten sarılmalardır. vadesi dolmuşlara uzatmadır. gönül yaylarının gevşediği aydır.
İnsan farketmeden nelere aşık olur...
pötikareli masa örtülerine, pixies'e, yılbaşı ampüllerine, kışa, siyaha, yeşile, şaraplara, anlatılmaz yaşanır olaylara, gülümsemenin kıkırdamaya dönüştüğü anlara, merhamete, vicdana, kırtasiyelere, kitap kokusuna, kestaneye, yazmaya, sobalara, bit pazarına, eski fotoğraflara, okumaya, nostaljiye, siyah-beyaz'a, gökkuşağına, her türlü yağışa, tek tek yıldızlara, doğaya, zeki esprilere, zekice karşıt duranlara, heyecanlara, mide kelebeklerine, aralığa, aşka, butik şehirlere, karmaşaya, gökdelenlere, sürekli yer değiştirmeye, yalnızlığa, maymun iştahlara, bazen sıkılmaya, bazen yetinmeye, sevmeye & sevilmeye, tünele, ikinci el kıyafetlere, plakçıklara, dr.martens ayakkabılara, jazz'a, yan odadan gelen melodilere, kokulara, filmlere, korkulara, müziklere, adrenaline, istemeyerek başlanan şeylerden tuhafça zevk almaya, uyum sağlamaya, sabırsızlığa, dürüstlüğe, patavatsızlığa, çişini tutamamaya, kalabalığa, gökgürültüsü & yıldırımlara, ağıza oturan laflara, havai fişekleri aklı beş karış havada seyretmeye, hayal kurmaya, oyunlara, rüyalara, karnıbahara, pilava, melankoliye, rıhtımlara, paylaşmaya, abajurlara, trenlere, uçaklara, konuşmaya, aksak ritimlere, kardanadamlara, karışık kaset doldurmaya, seyahatlere, otel odalarına, bilinmezlere, dinamiklere, akıl hocalarına, susarak anlaşmaya, inanmaya ve yaşamaya...


0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home