Wednesday, January 27, 2010

Hikayeler I


Gözleri ateş gibi.
Isınıyor ellerim...
İki ağaç dalı arasından bakıyor,
mağrur prenses...
Yakalasa kalbimi..
Bilse ömrümün, onun her adımında daha da kısaldığını, eridiğini...
Bilse...gitmekten vazgeçer mi?
Saçları boynundan beline dalgalanıyor, öyle kuzguni.
Dönüp baktıkça ardına, gözlerine savruluyorum,
sanki bir uçurumun dibine itiyor bedenimi.
Sesi çarpıyor yüzüme rüzgar gibi.
İki dudağının arasında ilklerim, sonlarım.
Bilmiyor...
Ihlamurlar yeşeriyor başımızın üstünde,
Döne döne konuyor saçlarına..
farkında değil,
ne kadar yakışıyor yeşillerin arasına.
Mağrur, hırçın...
Sanki gözünde hep bir kaç damla yaş varmış gibi,
kurumuyor ne bakışları, ne kalbi..
nisan yağmurları gibi, ferah, ince ince, toprak kokulu;
ama koca kış ortasında, ayazda, dimdik, narin ve kibirli.
Denizlerden koparılmış yıkık bir deniz feneri,
ama ne suya muhtaç, ne gemilerin yolu, yöresi.
Kırık dökük taşların süslediği bir dağ gibi.
Kurakların kır çiçeği.
Koparınca dağılan gelincikler gibi.
Ellemeye, dokunmaya kıyamadığım kar tanesi.
İsimsiz prenses...
Yanıbaşımızda ağıran gün, hangi felaketlere gebe...
Güneşe dönük yüzü, ayçiçekleri gibi, boynu bükük,sakin yorgun.
Kökü sağlam bir çınar gibi duruşu, ama edası durgun.
mağrur sevgili...
Bilse... vazgeçer mi?







Saçındaki papatya, tek dalı kırık hayatı, korkuları, yüzüne düşmüş acıları, yanakları hala pembe...
Öldürse beni ama gitmese.
Sayfaları sararmış kitaplar gibi kokuyor teni.
Yaprak yaprak, pul pul dökülüyor dudakları,
Yıldızlarla alay ediyor gözlerinin feri..
Yıkıldıkça yeniden doğuyor sanki..
Üstümüze çöken karanlığa gülümsemesi..
Görmüyor ötesini, uzanmıyor kollarım duvarlarından içeri..
Duymuyor sesimi..
Dinlese öyle sakin ki hava, kımıldamıyor yeryüzü, dünya bizim için durmuş bekliyor.
O da görse, başımı nasıl döndürüyor..
Uzaklara daldığında, nefesim kesiliyor..
O kabuğundan çıkmadıkça, benim yaralarım kabuk bağlamıyor...



0 Comments:

Post a Comment

Subscribe to Post Comments [Atom]

<< Home