safranımız bol olsun
"emine hanım konyak içmiş karyolada yatıyor"...
nasıl seviyorum nefis önermeleri, aklımda toparlak bir teyze, aristokrasiden pek uzak, samimiyetin dibinde, elde ufacık bardağı, doldurmaya üşenmiş, hep yarımın altında seviye...
"yazması oyalı, kundurası boyalı"...
başında bağlı yazması, oyalı; ama sökülmüş bir tarafı, alnından çenesine uzanıyor,sanki çiçekli bir ağaç dalı...
"uzunda geceler,dilim yari heceler"
uzun susuşlara ihanet, bazen mırıl mırıl söyleniyor, geç kalmış birilerinin hikayesini savuruyor havaya, dönüp dolaşıp yazmalı başına düşüyor kelimeler...
evleri yanıyor garip köylerin, öyle güzel salınıyor ki rüzgar havada...
ardı arkası kesilmeden yağmur yağsa yine yol düşmüyor çatılar altına,
Erimiş, karları dağların, duman sarmış çepeçevre,
iki kayık arasından dünya, hiç böyle dardan nefis renkleri bezememiştir havaya
Pırpır teknelerin uzaktan duyulan sesleri, kesik kesik yağmur çiseleri,
Uzun ve derin soluklara, nedensiz göz dalmalarına sebep bütün bu kareler
Özledikçe kapatıp gözleri, açıp kolları,kavuşturup parçaları,yinelensin düşlerde diye
iyi ki varmışlar,iyi ki kandırmamışlar, uzak sanıp yakında biten eşsiz rüyalar
Zamanın miğferleri, gözle görülen "emek"'in içte bıraktığı şefkat hissi...
Sızıyla dokunur çeliklerin elleri, meraklı gözlere;
Ardında bıraksan, yüzün eskimez, onlar eskidikçe güzelleşirler.
Onlar sanki tozlandıkça pembeleşirler...
Perde perde uçuşur keskin hatları evlerin,
Her gözünü diken onlara hayran,
Düşmüş yüzü dönenin ardına
Baka baka iki çatı arasından üste düşen mavi beyazlara
Derme çatma pervazlarına dikili erguvanlarla
Dağ çilekleri gömülü duvar kenarlarında
Asma katları kalkan altından geçen hayatlara
Pencereleri, cumbaları peşi sıra kovalar,karışırken hayran adımlara...
Alışıktır ninem benim, sever bu toprakların kokusunu...
Yakınsada kelimeleri iki göz dalma arası, aslında sever gözlerinin ufka doğru doluşunu
Bakışı yumuşak, başı yumuşak, 90 yılı devirmiş elleri titrek, cümleleri sanki 3 günlük bebek...
Anlatıyor ninem, eskiden sevdiği şimdi toprak altında,
eskiden olmayanlar şimdi yanı başında...
Hasreti çözülmez düğüm gibi anlatıyor, hayat merhaleleri alnına çizgiler koymuş, sanki tek tek sayılıyor...
Çok sık dalıyor uzaklara, çok sık ellerini koyuyor, hayatlarımıza dokunur gibi, kollarımıza
Barınak diyor, ev diyor,karadeniz yağmurlarının suyu damlıyormuş çatıdan yüzüne, of diyor...
Sonbahar yağmurlarıyla soğur hava, şimdi ısınacak ilkbahar yağmurlarıyla diye tekrarlıyor...
Üşüyormuş çok sık, ama bakınca kendinden fenaları da görmüş de şükrediyor...
Biliyor , hem de ne çok şeyi...
Gözleri dolu dolu gülüyor, yüzünün eskimeyen neşesi...


0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home