potbori
Mum kokulu kadınlar şarap olgunluğunda hayatlarıyla,erkeklerin bitmez tükenmez yollarına kendilerini feda ederler. Ta ki o yolda aradıklarını sandıkları duygusal devinimlerde tatmine ulaşıncaya kadar.Bu yolculuklar bazen bir ömür boyu sürüp gitme gafletiyle onları yarı yolda bırakır. Artık sirke kıvamına dönmüş olgunluklar, medet ummayan gözler, neşeden yoksun tebessümlerle, yarım asır,harcanmış ve kendilerini tüketmiş halde bir sabah uyanırlar. Ondan sonraki sabahların umudu yalnızlığa dönüşmüştür artık.
--**--
2005 mizansenleri: Aralığın 24'ü. Kar yağıyordur.
-"Aşk hiç bitmeyen bir zincirin acı veren halkalarıdır"
-Büyüdükçe aşk azalır mı? Su güzel bir şey, bulana minnettarız...
-"Aşk mide kelebeklerine verilen addır."
-Kelebeğin ömrü 1 gündür.
-Şahane!
-Sevgi evrenseldir, insan insanı sever. Hoşlantı herkese olur, çiçeğe,böceğe de oluyor hani...Aşk bencillik, sevgi fedakarlıktır. Acı çektiğin zamanlar aşktır. Aşık olduğun şey senin sahip olmadığın hastalıklardır. Aşk çabuk biter --> Kelebeğin ömrü 1 gündür!
-Platonik aşk en güzeli,fil gibi yaşar, canın isteyince vazgeçersin. Platonik aşk acılı kebaptır!
-Oyuncak kırılır/yenisi alınırsa daha az üzülmeye başlarsın. Ama kırık oyuncak hala senin üzüldüğün o eski oyuncaktır.
-Islanmadan yüzemezsin.
-Saat pili düşse çalışmaz da,zaman durur mu, durmaz...
-Yarattıkların kadar mutlu olup, kaybettiklerin kadar ağladığın zamanlar, hayatın cilveleri deyip iç çektiğin geçmiş zaman rüyalarına denk gelir.
-Elektrik, etkileşim anlık bir olay mıdır ki, unutulur mu,çöpe atılır mı yanık yemek gibi?
-Kafanın içindeki sesleri bastırmak kolaydır da, kalbinin cızlaması tahta kaşık yutsan da geçmez.
-Ve gemici düğümleri kolay kolay çözülmez!?!:)
Dış ses (yaş 85:))) ) - "Bizim zamanımızda kimse sigara içmezdi, yalnız kötü kadınlar, çingeneler içerdi. Dedemin tütün fabrikasından gelen tütünleri de bir gün bu ne içelim demedik" :)
--**--
Uzakta duruyor, içki getiriyor elleriyle, bana değil bize. Yanımda duruyor, gözleri iki köşe ötede...önemini kaybediyor herşey, çoğul bakışmalar tekil meraklara dönüşünce...
Sonra tekrar uğultular, koltuk gıcırtıları, çay bardakları, klavye sesleri, kahve şişeleri, süt kreması, gıcırdayan döşemeler, dolap anahtarları, çatıyı döven yağmur,telefonlar, fısıldaşmalar, tekrar çalan telefonlar, kaybolma şansı vermeyen bir labirent. Ben hırpalıyorum,ama herkes ona dokunuyor,herkese izin veriyor.Doğrular yanlışlar değişiyor.
Sarı-beyaz çizgili mendili, ne tren garları gördü şimdiye dek, kaç otobüse indi,bindi.Kirlendikçe temizlendi, temizlendikçe yoluna devam etti. Dolaştı bütün ağaçları, bütün sulara girdi, bütün köprülerden geçti. O büyüdü, cepleri delindi.
Sehpa devrik, bütün hayalgücün savrulmuş etrafa,koltukta küller, geçmişi yaymışsın, asılı kalmış havada. Anahtarlar yerde, bütün sınırları kalktı bir anda sevginin. Herşey nefrete, herşey kaçışa dönüştü. Cam kırıkları yerde, halının üstünde, kalbinin son parçaları sanki son kozlarıymış gibi döküldü ortaya. Oynandı..oynandı. Bitmeden düşen yarım mutluluk, yarım hayatlar, yarım sigaralar, yanıklar, mutfağın hemen yanındaki taburede bir de, yalnızlık fikrinden kaçan anlar var.
O ücra köşelerde doğup serpilmişti, uçsuz bucaksız yalnızlıklarla besledi onu hayat,ancak buna alıştı, kabullendi. Silik simalarla büyüdü, bir gördüğü, ertesi gün ölüydü. Şimdi el değmemiş kıyılarında aşina suratlar, görmezden gelemeyeceği kadar çok ve yakın.
Hikayelerini yazdım, yenilenmedi noktalar,virgüller. Hayatlarını seyrettim, anlatılmaz yaşanır cinsten olanlarıda, apaçık ortaya çıkmışlarıda. Anlatmayanı dinlemek, görmek istemeyene göstermek gerek bazen.
Rest çekilen bir poker oyunuysa,ve bütün kağıtlar sinekse, hile yapmayan hükmen kaybediyorsa, "yaşamak, çamaşır suyu içmek kadar zor" lafı her zaman doğru olmaya mahkumdur.
Bu aralar herkes bir ev yakıyor, sanki toparlaması kolaymış gibi. Sonra eldivenleri çıkarıp el yakan birşeyler buluyoruz. Sanki şöyle diyor : "Sen beni görmeden, tuttum kalbini ,ama bırakmadın, ama bu tarafa hiç bakmadın. Sonra gece düştü peşime, bir türlü kurumadı yanaklarım. Ben düştüm peşine, canımı yaktı gülümsemen. Canımı yaktı bana bakman. Bakmaman daha çok yaktı. Tuttum kalbini, elim yandı.elime yapıştı, canım yandı".
Sonrası da diyor ki : "İri gövdeler , kaçamadığım gölgeler gibi sessizce sızma içime. Beni dakikalarla alıp,sonra günlere aylara satma yine...bana bir daha dönme!"
İki balkon arası 3 metre, hem yandan, hem durduğun yerden baktığın zaman. Atsan atılmaz uzağa anıların, bir başka eve düşer. Deli rüzgar essede girmez sokağa uçuşan yapraklar,güneş yaksada ısıtmaz oranın kaldırımlarını. Gökyüzü hep iki çatı arasına sıkışır. Yıldızlar hep sayılıdır. Kar taneleri seçmece düşer yüzüne tek...tük...
Unutmak nedir diye soruyorum herkese, sanki kendini kandırmayı becermek gibi geliyor bana.
-Acaba mutluluk bizi es mi geçti?
-İçine yerleşen deparı engelleyebilir misin? Koş,ama sakin?!
Tavşan deliği daraldıkça çemberin çapıyla,ısısıyla, kapısıyla uğraşıyorlar. Bilmiyorlar ki ne dev başlangıçlar hüsran, ne beklenmedik çıkışlar tarih yarattı. Bilmiyorlar henüz kimin ne kadar yükseğe çıkabileceğini...
Küçük kanatları var, pembe yanakları, solgun dudakları...Aslında/aklında yarım kalmış bir dolu işi var. Yalınlaştırması gerek hayatını. Cevaplara ihtiyacı var. Hep kırmızı ışıkları. Yeşillere anlam yüklese sarılardan kurtulurlardı. Duruyor, minicik adımlar atıyor, duruyor.
Bazen duracağı yeri görmeden/bilmeden koşmaya ihtiyacı var.
Confusion will be my epitaph:
ben seneye girmeyecem
unpix:
hamdolsun
unpix:
bende bu sene yanlıslıkla 2004 e gırdım
Confusion will be my epitaph:
hmm
Confusion will be my epitaph:
10 sene önce söyleseydin inanırdım da
Confusion will be my epitaph:
zor be artık
unpix:
ahahaa
Confusion will be my epitaph:


2 Comments:
yazıların devamı gelsin artık
çok boşladın blogu
buyrun birikintilerden serptim:)
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home