uyku döşekleri
Aynalardan yansıyan aksi karşısında suskun, oldukça durgun bu aralar.Eflatunları giydi, toplantıları bitirdi.Her masada küçük kandiller yanıyor. "yüksek yüksek teperler" 'e gidiyor aklı.Hala uzak gelecek bunlar.Trt'nin sağ üst köşe gönderindeki saat göstergesine hasta oluyor. Dahası geceleri uyku perilerinin alarmı o saatler. Bir de bazı zaman trt3' ün geceyarısından sonraki düüt sesini dinliyor, çemberin renklerini süzerek. Bunları çok rahatlatıcı buluyor, sanki kendinden parçalarmış gibi, kendini bilmezden bugüne, ona ait olan istemsiz parçalar gibi. "feels like home" gibi.
Evet evcimen bit insan değilim. Kendimi kendime 3.tekil şahıslarla anlatmakta zerre sakınca görmüyorum. Kendimi başkalarına anlatmaya çalışmaksa bambaşka bir şey. Artık ödümü patlatıyor.Objektif bakabildiğim olaylara yaptığım yorumların, kendi hayatımda da uygulamaya geçmesi gerekiyor artık. Hani hep dışardan bakması,konuşması kolay,yerine koyup yaşaması zordur.Kolay yolların getirileri artık zor yolların götürülerinden daha tehlikeli. Yalan tatminler bunlar. Yıllarca dürtülmeyi dürtmeye tercih etmişken ve hala "hayır! lütfen çekin pis ellerinizi hayatımın içinden" diyemezken, hangi "emrah bakışlı" yaşam tarzının ileride bir gün mutluluk getirebileceğini iddia edebilirim. "iyilik yap iyilik bul" 'ların modası, her iyi niyetle yapılan aksiyonun aslında iyi neticelenmediğni ilk gördüğümde,çoktan geçmiş olması lazımdı. İnsan dediğin belli ki ilk seferde dersini alıp yerine oturmuyor. Bazen illa daha çok ağzı yanmalı. John Lennon'un buzdolabı mıknatıslarında mutfaklara misafir olmuş lafı gibi, "hayat biz onu planlarken başımıza gelenlerdir". Ne şahanedir ki bunun için her an çok geç kalınmış gibi. İronik zeka pırıltılarına oldum olası hasta olmuşumdur. Kalemi kağıdı elime alıp yazı yazmaya başladığımdaysa yazının her sayfada daha da çirkinleşmesinden nefret ederim. Zira edinilen hobilerin, zevklerin, fasafisonun kısa bir demonstrasyonu gibidir bu. Hevesin, maymun iştahına gark edip sonra masaların en tozu alınmayan köşelerinde yatan kapağı hiç açılmamış boş defterlere dönmesidir. İyiden iyiye gözüm bozuldu artık. İki masa önümde oturan insanların gözlerini çift görmeye başladım. Pilot olmak gibi bir hayalim yok, çevik gözlerimin olduğunuda hiç iddia etmedim ama sahip olduklarımla barışabiliyorken yeni yeni ,kendilerinin bir bir gerilemeleri işimi zorlaştırıyor. Bu da bir metafor ayrıca, şirin değil mi? Neden en düşünmek istemediğin şeyler hep en çok aklını meşgul edenlerdir. Bu rüyaların tersi çıkar inancı gibi bir hurafe mi? Gerçek bir hurafe, olabilir mi? Evet hiç unutulmuş ülkelerin şahane prensesi olduğumu görmedim rüyamda ama bu abuk,örf-adet kisvesine yaklaşan inançlar güzel rüyalardan alıkoyuyor belki de hepimizi. Belki bütün inançlar bizi korumak için varlar, ama kimi kimden koruyorlar? İçgüdü sahibi her insan gibi benimde en sarmal durumlarda kendimi korumak bir yana, ateşlerin en har'ına, sırıta sırıta atladığım bir gerçek. Hiç kandırmayayım kimseyi ,ne de kendimi. Bayılıyorum bazen üzülmeye. Hepsi bu inançlar yüzünden. Çok gülersem çok ağlayacağıma inandırılmış olmam yüzünden. Birşeyler ters giderde aman ha mutlu falan olursam illa ve istinasız illa bir yerinde bozulacağını her aklı selim t-ürk genci! kadar biliyor olmamdan. Fakat artık biryerlerde yanlış yaptıklarını düşünüyorum. Zira tam tersi de kati suretle olası iken, ben üzülüyorum, üzülüyorum uzun zamandır ve o saçmal inanç benim üzüntülerimi çat diye kesip beni mutluluktan delirtip canımı sıkmıyor. Böylesi eşyanın bile tabiatına ters. Kim zerk etmişse bu safsataları alsın geri, ben artık bu oyunu oynamıyorum.
Ben kendi doğrularımla,yanlışlarımla, içgüdüsel yıkımlarımla, ateşten ateşe atlamalarımla, dilenen "tatlı rüyalar" 'ımla, küçük mutluluklarımla, küçük üzüntülerimle ve bunların vagon vagon bir tren olmasını umusamadan, kendi rayımla,ben onu planlarken başımın tacı olan hayatımla gayet şahaneyim. İster yüksek yüksek tepelere ev kurarım, ister tek göz odamda ölene kadar yaşarım.


0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home