hang on to a dream
Brs şahane bir yer ama asıl şahaneşi Trilye'ydi. Şirinceyi çok anımsatan minicik bir kasaba, dağın eteğine oturmuş,yerli halkı her geçene "hoşgeldiniz" diyen, daracık sokaklı,patikalı, cumbalı evlerinden dantel dantel örtülerin pencerenin dışına uçuştuğu, 35 derece sıcağa rağmen en tepesine tırmanmaya oldukça değmiş bir deniz kıyısı pamuk helvası.Kesinlikle bir kez daha gitmek gerek.ufacık liman şeridinde rakı-balık yapmak gerek.binbir ricayla tuvaletini kullandığımız kafesine uğramak, yağları kendi yapan kekik-hatunla sohbet etmek, askerliğini paşa şoförü olarak yapmış tekel-bayi-abiyle istanbulu çekiştirmek, güneşe rağmen sürüyle resim çekmek, mümkün olsa şirinlikten ölecek evlerin birine tanrı misafiri olmak gerek.nizamsız bir şekerpare.bütün çarpık yolların çıktığı bir tane cadde.kalburüstü bakışların gayet sıradanlaştığı bir çevre.terlikleri koşar adım ardında bırakan,kol-açık,göz-kapalı oksijen temasları.bünyenin "yeniden doğmuş"hissiyatları.
kararsızlığın nabzı şerbet tutsa bu kadar mı çöreklenirdi.soru şu ki,bunlar kaçış mı,yoksa gerçekten rehavetin sağladığı seviye adımları mı? gerçekler mi? ama herşey ne kadar gerçek geliyorsa o kadar varlar sonuçta değil mi? kalıcı ya da geçici.
Kalmayan dibek kahvesi üzerine şeker gibi türk kahvesi.helvetia,tavanarası ve tekrar helvetia üçlemesinden başarıyla sağ çıkıp , buraya kapak atma.akabi her yer gibi çok kalabalık da olsa sonunda yemek,sonunda iki çift muhabbet.hava soğuk/solgun.sonunda artık erken kararıyor gökyüzü.iyiye delalet.kış gelmeye hazırlanıyor.sonbahar kışın kapısındaki bekçi gibi.baharlardan biriyse,sonbahar kafa boyu önde geçer çizgiyi.dinliyoruz sonra.yorumluyoruz.düşünüyoruz. hepsinde kendimizin altyapısı,üstelemeleri,sancıları ve tecrübeleri var. aynı yolların yolcusu olmuşuz.vuku bulan olaylar,yıllar,insanlar,acılar farklı gibi gözüksede, aynı masalları yaşamışız.hiç şaşırmıyoruz artık.hatta büyürken gördükçe ve duydukça bu sonu mutlu bitmeyen yaşam aralıklarını,bütün masallara inancımı yitiriyorum.umut beslemenin aslında bahane yaratmak olduğunu,beklentilerin azınında çoğununda mutsuzlukla bağdaştığını,zamanın iyileştirmek misyonunu altında yaşlandırıp yorduğunu,farketmeden taşlaştığını,daha çok korktuğunu, kapalı kapıların her seferinde daha zor aralandığını farkediyorum.aşık olup gururdan 20 sene beklemenin türk filmlerine has olduğuna,ince hastalıkların şimdi sinir/stres ülserlerine denk geldiğine inanmak zorunda kalıyorum.hala inanıyorum ya birşeylere...derler ki inancın önünde hiçbirşey duramaz.


0 Comments:
Post a Comment
Subscribe to Post Comments [Atom]
<< Home